Yardım - Arama - Üyeler - Takvim
Tam Forum Görünümü: HZ.ALİ'NİN HAYATI
nusayri-alevi forum > NUSAYRİ ALEVİLİKLE İLGİLİ GENEL FORUMLAR > Hz. Ali' nin Sözleri, Hayatı, Yakın Arkadaşları & Ehli Beyt > Hz. Ali' nin Hayatı & Savaşları
ultrantakya



Imam Ali bin Ebi Talib (as) = ( Emir-ül Mü'minin )

* * * *
HZ. ALİ’NİN DÜNYAYA TEŞRİFİ İLE İLGİLİ TESBİTLER

Hoca Serafettin Serin

Hz. Ali, dünyaya kendisinden önce veya kendisinden sonra, hiçbir peygambere veya veliye nasip olmayan, Allah’
ın yetkisi altında olan cennet-ü ala’dan, Adem a.s. peygambere indirilmiş beyt-ül mamur’un temeli üzerine BAKARA
s.a. 127’de Allah’ ın emri ile Hz. İbrahim ve oğlu İsmail temelini inşa etmiştir. Peygamberlerin hac ve ziyaret ettikleri
Kur’anda tanıtılan Allah tarafından Mekke’de insanlara ilk kurulan ev, kabe ve kıbledir. Allah’ ın emri İslam alemine
haccınızın farz kılındığı yerde, Hz. Ali’nin annesi, Esad’ ın kızı Fatıma, Hz. Ali’de hamileliğinin dokuzuncu ayı olan
mübarek Receb’in on üçüne rastlayan Cuma günü Kabe tavafına geldiğinde, doğum hissi duyunca Ey! Rabbil
alemin benim mümine olduðumu bilirsin peygamberlere inancım, dedem İbrahim Halilullah’ ın kelimelerine ve bu
Kabe-i Beyt-ul Mamur’un temeli üzerine inşa ettiðine inancım sonsuzdur. Rabbim sana duam karnımdaki çocuğu
sana yakınlığı ile doğurmamı kolaylaştır. Aynı anda Kabe duvarı yarılır ve Esad’ ın kızı Fatıma Hz. Muhammed’in
halası Safiye ile Kabe içine geçince Kabe duvarı kapanır. Kabe duvarına yaslanmış El Abbas vel Hamzetü, Fatıma’ya
yardım etmek için oturduğu yerden kalkınca kabenin duvarı yarılıp Esad’ ın kızı Fatıma içeri girer ve duvarın
kapandığını görürler. Allah’ ın emri ile Esad’ ın kızı Fatıma’dan Hz. Ali dünyaya ilk teşrif ettiğinde gökleri ben
yücelttim, yeri ben serdim, peygamberleri ben gönderdim buyurur.
Teşrifinin onuncu senesinde Allah c.c. Kur’anı kerim vahyi ile Hz. Muhammed’e teşrif edince NAZİAT s.a. 27’de o
göðü yüceltti ve yaptı, gecesini karartıp gündüzünü aydınlattı, yeri serip açtı buyurdu. Hz. Fatıma Safiye ile Kabe’de
üç gün kalıp dördüncü günde Hz. Ali elleri arasında çıkınca der; Allah beni Meryem’den ve Asiye bintu
müzahimden, Meryem bintu İmran’dan daha afdal kıldı. Meryem hurmayı sallayıp semeresinden yedi Asiye ise
Allah’a ibadet edilmeyecek yerde etti. ( yani Firavun evinde) fakat ben Allah’ ın Kabe’sinde cennetin semeresinden üç
gün yedim ve çıkacağım an bana nida geldi; Ya Fatıma! Ali ismimden parçadır. Kendi Ali’dir. Ben (El Aliyyul ale) Ali’
yi ilmimin derini ile ve kudretimden güç ile güçlendirdim. Dikkat! Peygamberlerin doğumuna Kabe kıbledir. Yalnız
Hz. Ali’nin doğumunda kıble yoktur. Hz. Ali Kabe içinde teþrif edince Kabe duvarlarının dördü Hz. Ali’ye bakınca,
Hz. Ali Kabe’nin ve dünyanın kıblesi olmuştur. Hz. Muhammed s.a.v buyurur; Ali’yi kucağıma aldığımda
kulağıma; Adem’e, Nuh’a, Şis’e, İbrahim’e inmiş sühufları, Musa’ya inmiş Tevrat’ ı, Davud’a inmiş Zebur’u, İsa’ya
inmiş İncil’i eksiksiz harfiyen okudu ve sustu. İsimleri geçen eserlerden tesbit Hz. Ali Allah’ın öz nurundan
olduğunun kanıtıdır. Örneğin Allah c.c. ENBİYA s.a. 91’de Hz. Meryem’in eteğine ruhumuzdan üfürdük.
Dünyaya ilk teşrif ettiðinde ben Allah’ ın kuluyum dedi. Ölüyü de diriltti, Kur’anda kanıtlıdır. Anlayana örnek
yeterlidir. Çünkü Hz. Ali’de nice ölüleri diriltti güneşi iade etti ve selamlaştı, nice hastalara şifa verdi.

* * * *


Hz. Emir-ül Mü'minin Ali (a.s), Beni Haşim kabilesinin büyüğü, Peygamber'in amcası
Ebu Talib'in oğludur. Ebu Talib, Peygamberi kendi evinde büyütüp himayesi altına aldı. Bi'setten
sonra hayatta olduğu sürece Peygamberi kafirlerin, özellikle Kureyş'in eziyetlerinden korudu.

Hz. Ali (meşhur rivayete göre) bi'setten on yıl önce dünyaya geldi. Altı yıl sonra Mekke ve
yöresinde kuraklık meydana geldiği için Peygamber'in isteği üzerine babasından ayrılıp,
Peygamber'in evine gelerek onun eğitimi altına girdi.[1]

Peygamber-i Ekrem (s.a.a) peygamberliğe seçilip, ilk defa Hira mağarasında vahiy nazil olduktan
sonra eve dönüp olayı anlattı. Ali (a.s) de ona iman getirdi.[2] Yine Peygamber tüm akrabalarını
toplayıp, onları getirdiği dine davet ederek şöyle buyurdu: "Davetimi önce kabul eden benim
vasim, vezirim ve halifem olacaktır." Bu arada ayağa kalkıp, iman getirmesini ibraz eden bir tek
Ali (a.s) idi. Peygamber de onun iman etmesini kabul ederek verdiği vadeyi onun hakkında geçerli
bildi. Böylece Ali (a.s) ilk Müslüman ve Allah'tan başkasına tapmayan ilk şahıstır. [3]

Ali (a.s), Peygamber hicret edene kadar devamlı onunla birlikteydi. Hicret gecesi, kafirler
Peygamberin evini sarıp, onu katletmek istedikleri zaman Ali (a.s) Peygamber efendimizin
yatağında yatmış ve Resul-i Ekrem bu sayede gizlice evden ayrılarak Medine'ye doğru yola
koyulmuştu.[4] Peygamberden sonra O hazretin vasiyeti üzerine milletin emanetlerini sahiplerine
iade ettikten sonra annesini, Peygamberin kızını başka iki kadınla birlikte alıp Medine'ye doğru
hareket etti.[5]

Medine'de devamlı o hazretle birlikteydi. Peygamber hiçbir zaman gizlide ve açıkta onu
kendisinden ayırmadı. Biricik sevgili kızı Hz. Fatıma'yı zevce olarak ona münasip gördü.
Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda, Ali'yi (a.s) kendisine kardeş seçti.[6] Ali (a.s)
Peygamberin katıldığı tüm savaşlarda hazır bulundu. Bir tek Tebuk savaşına katılmadı. O da
Peygamberin emri ile Medine'de Peygamberin yerinde kaldığı içindi.[7] Hiç bir savaşta geri adım
atmayıp hiçbir an düşmandan kaçmadı. Hiçbir şart altında Peygamberin emrinden çıkmadı. Bu
nedenle Peygamber-i Ekrem buyurmuştur ki: "Hiç bir zaman Ali haktan ve hak da Ali'den
ayrılmaz."[8]

Ali (a.s) Peygamber'in vefatında otuz üç yaşındaydı. Tüm dini faziletlere sahip olup, sahabe
içerisinde özgün olmasıyla birlikte onun genç olmasını ve Peygamber'in savaşlarında kafirlerden bir
çoğunu öldürüp, onlardan düşman kazanmasını bahane ederek hilafetten kenara ittiler. Ve bu şekil
o hazretin eli tüm genel olaylardan kesildiğinde evinin bir köşesine çekilerek özel kişileri eğitmeye
başladı. Peygamber'in vefatından sonra 25 yıl üç halifenin hilafet zamanı geçti. Üçüncü halife
Osman öldürüldüğünde halk Hz. Ali'ye (a.s) biat ederek onu hilafete seçti.

Hz. Ali (a.s) dört yıl dokuz ay süren hilafeti müddetinde Peygamber'in siretine uyup, hilafet'e
inkılap ve kıyam ruhu verdi. Toplumda çeşitli ıslahlara baş vurdu. Elbette bu ıslahlar, bir kısım
çıkar peşinde koşanların zararına olduğu için sahabeden bazıları, Ümm-ül Mü'minin "Ayşe"
"Talha" "Zübeyr" ve "Muaviye" liderliğinde üçüncü halifenin kanını bahane ederek halifeye karşı
çıkıp, çeşitli çirkin olaylara sebebiyet verdiler.

O hazret bu fitneleri yatıştırmak için Basra yakınlarında Ayşe, Talha ve Zübeyr ile savaştı ve bu
savaş, Cemel savaşı adında maruf oldu. Irak ve Şam sınırlarında Muaviye ile savaştı; bu savaş
Sıffın savaşı adını aldı ve bir buçuk yıl devam etti. Nehrevan adıyla maruf olan muharebesinde de
Hariciler ile savaştı.

Böylelikle o hazretin hilafet müddetice gösterdiği çabaların bir çoğu iç kargaşaları gidermek yolunda
geçti. Çok geçmeden Hicretin 40. yılı Ramazan ayının 19. günü Kufe mescidinde, sabah
namazında, Hariciler tarafından yaralanıp iki gün sonra şehit oldu.[9]

Hz. Emir-ül Mü'minin (a.s) tarihin tanıklığına, dost ve düşmanın itiraflarına göre insani değerlerde
hiçbir eksikliği olmayıp İslami faziletlerde Peygamberin terbiyesine tam bir örnek idi. Onun
şahsiyeti hakkında yapılan bahisler, Şia ve Ehl-i Sünnet ve bu konuda bilgi sahibi olanlar
tarafından yazılan kitaplar hiç kimse hakkında olmamış ve yazılmamıştır.

Ali (a.s) ilim ve bilgi açısından Peygamberin ashabı arasında en üstünüdür. İlmi açıklamalarıyla
özgür kanıtlama ve burhan tarzını ortaya koyduğu gibi, ilahi öğretilerde ve felsefi bahislerde de
bulundu. Kur'an'ın lafzını korumak için Arapça dilbilgisi kurallarını icat ettiği gibi Kur'an'ın
batınında da konuştu. Hitabet etmekte en becerikli, Araplar içinde şecaatte dillere destan idi.
Peygamberin zamanında ve ondan sonra yaptığı savaşlarda hiçbir zaman paniğe kapılmadı.
Defalarca çeşitli olaylar örneğin Uhud, Huneyn, Hayber ve Hendek gibi savaşlarda Peygamberin
ashabı ve ordusu paniğe kapılıp titrediler, bazıları da firar ettiler. Fakat Ali (a.s) bunların hiç birinde
düşmana sırt çevirmedi. Savaşta ün kazanan yiğitlerle savaştığında hiçbiri kurtulamadı. Bu güce
sahip olduğu halde güçsüzlerle savaşmadı. Firar edeni takip etmedi, gece saldırı yapmazdı ve suyu
düşmana kesmezdi.

Hayber savaşında hücum edip kalenin kapısını yerinden söküp bir kenara atması tartışılmaz tarihi
bir realitedir .[10]

Yine Mekke'nin fethinde Peygamber-i Ekrem (s.a.a) putların kırılmasına emir verdiğinde Ali (a.s),
Peygamberin isteğiyle, o hazretin omuzlarına ayaklarını koyarak Kabe'nin üzerine çıkıp, oraya
dikilen taştan yontulmuş koskocaman Hübel denilen putu yıktı.[11]

Ali (a.s) takva ve abitlikte de tek idi. Onun sertliğinden şikayet edenlerin cevabında, Peygamber;
"Onu kınamayın. Çünkü o Allah'a aşıktır." buyurdu.[12]

Sahabeden olan Ebu Derda, o hazretin kupkuru cesedini Medine hurmalıklarının birinde görünce
haber vermek için onun evine gelip Hz. Fatıma'ya "Kocandan taraf başın sağ olsun" dedi.
Peygamberimizin kızı "Amcam oğlu ölmemiş, ibadet ederken ilahi korkudan bayılmıştır. Onun bu
hali çokça görülmektedir" buyurdu.

Ali'nin (a.s) fakirlere yardım etmesi, emri altında olanlara muhabbet etmesi, çaresizlerin imdadına
koşması, cömertliği ve affı hakkında bir çok kıssalar vardır. Eline geleni Allah yolunda fakir ve
miskinlere verip kendisi çok zor koşullarda yaşıyordu. Çiftçiliği, fidan dikmeyi, su kuyuları
kazmayı ve bayır yerleri yeşillendirmeyi severdi. Fakat bu yolda elde ettiği şeyleri fakirlere
vakfederdi. O Hazretin vakıfları "Ali (a.s) sadakaları" adında meşhurdur. Hilafetin sonlarında
bunların epeyce (yirmi dört bin dinar) geliri vardı.[13]

--------------------------------------------------------------------------------

[1]- Fusul-ul Mühimme, 2. b. s.14. Harezmi'nin Menakıb kitabı, s.17.
[2]- Zehair-ul Ukba, Kahire b. yıl 1356, s.58. Harezmi'nin Menakıb kitabı, Necef b. yıl. 1385 H. s.16-22. Yenabi-ul Mevedde, yedinci baskı, s.68-72.
[3]- İrşad-i Şeyh Müfid, Tahran baskısı, 1377 yılı, s.4, Yenabi-ul Mevedde, s.122.
[4]- Fusul-ul Mühimme, s.28-30. Tezkiret-ül Havass, Necef baskısı, 1383 H. yılı, s.34. Yenabi-ul Mevedde, s.105. Menakıb-ı Harezmi, s.73-74.
[5]- Fusul-ul Mühimme, s.34.
[6]- Fusul-ul Mühimme, s.20. Tezkiret-ul Havass, s.20-24. Yenabi-ul Mevedde, s.63-65.
[7]- Tezkiret-ul Havass, s.1. Fusul-ul Mühimme, s.21. Menakıb-ı Harezmi, s.74.
[8]- Muhammed b. Şehraşub'un "Menakıb-ı Al-i Ebu Talib" kitabı, Kum baskısı, c.3, s.62 ve 218. Gayet-ul Meram, s.539. Yenabi-ul Mevedde, s.104.
[9]- Menakıb-ı A-li Ebu Talib, c.3, s.312. Fusul-ul Mühimme, s.113-123. Tezkiret-ul Havass, s.172-183.
[10]- Tezkiret-ul Havass, s.27.
[11]- Tezkiret-ul Havass, s.27. Menakıb-ı Harezmi s.71
[12]- Menakıb-ı Al-i Ebu Talib, c.3 s.221. Menakıb-ı Harezmi, s.92.
[13]- Nehc-ül Belağa, üçüncü bölüm, 24. mektup.




kemalo
ellerin dert görmesin
cok güzel olmus
Asıl içeriğin sadece basit bir görünümüdür. Resimlendirilmiş tam halini görüntülemek için lütfen, buraya tıklayınız.
Invision Power Board © 2001-2012 Invision Power Services, Inc.