IPB

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )


De ki: "Ben, buna karşılık sizden, Ehli-beyt'imi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum” (Şura-23)

NUSAYRİALEVİ CHAT

> KERBELA, ASDA VAKFI YAYINLARI
halilcekin01
mesaj May 8 2009, 11:37 AM
İleti #1





Grup: Üye
İleti: 12
Katılım: 11-June 08
Nereden: ADANA
Üye No: 215



KERBELA VAKIASI
Hazırlayan N. Nadir SONAY
Miladi 681 hicri 61. yılın Muharrem ayının 10. günü, İmam Hüseyin’in (a.s)
şehadet günüdür. Bu tarih, yani on Muharrem günü hak yolunda tahakkuk etmiş
olan bir yiğitlik destanının olduğu gibi, eşi görülmemiş kinin, düşmanlığın, kanlı
katliamın ve iğrenç vahşetin 1327. yıl dönümüdür. Hicri tarihe göre ise 1368. yıl
dönümüdür.
Bu tarihin bizlere elemin ve acının bütün renkleriyle bezenmiş bir tabloyu
sergilediği bir gerçektir. Ama İslam’ın bekası için işlenmiş bir cihadın gerçekliği
bakımından çok daha anlamlı ve onur vericidir.
Bu anı (hatıra) bizlere hiyanetin, nankörlüğün temsilcisi olan Muaviye oğlu
Yezid’in ve onun barbar yandaşlarının güneş ışınları kadar parlak ve şeffaf olan
hakka kara çalmak istemlerinin saçmalığını anımsatmaktadır.
Kerbela faciasını gündeme getirip ondan bahsetmek bazılarına gereksiz
görünebilir. Ama biz bu hususu ayrımcılık veya kutuplaşma yaratmak için
gündeme getirmiyoruz. Zira İslam dini Kuran’ın emrettiği gibi tevhid ve birliği
esas alan ilahi nasların temelleri üzerine inşa edilmiştir. Tevhidi şahadet
kelimesiyle “Eşhedu en lêilêha illel-lah ve eşhedu enne Muhammeden Resulullah” diyerek
inancımızı belirtiriz. Ama birlik ve beraberliği Allah Teala’nın Kuran’da emrettiği
“Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve dağılmayın” ayetini Resulullah’ın bir hadisinde de
“Allah’ın kardeş kulları olun” diye buyurduğu tavsiyesini rehber olarak kabul
etmemiz gerekir. İmam Hüseyin Kerbela kıyamını tevhid ve birlik uğruna
yapmıştır. Çünkü Yezid’in başlatmış olduğu fitne ve ayrımcılık hareketi İslam
inancını yok etmek ve İslam inancını parçalamak amacını taşıyordu. İmam
Hüseyin bu tehlikeyi sezdiğinden dolayı, İslam’ın gelişiyle doğmuş olan, İman
güneşinin nurunu yüreklerde filizlenen inanç, sevgi ve kardeşlik bağlarını dedesi
Resulullah’ın (s.a.a) tesis etmiş olduğu adaleti, eşitliği ve hürriyeti idame ettirmek
için, bile bile mübarek cismini ve kutsal ruhunu feda etmekten çekinmedi.
Ben sizlere, ne Kerbela faciasının bütün vahşetini, ne İmam Hüseyin’in bir avuç
insanla Saa’d bin. Vakkas komutasındaki 30.000 silahlı askere karşı nasıl
kahramanca savaştığını, ne Yezid’in askerlerinin çocukları nasıl barbarca
katlettiklerini, ne de günlerce kadın ve çocukları nasıl susuzluktan ölüme mahkum
ettiklerini anlatmak istemiyorum. Çünkü yapılan bu insanlık dışı sadistlikler, iman
sahibi insanların şuurunu, yırtıcı kuşların gaga ve tırnaklarıyla saldırısına uğramış
gibi delik deşik eder. Bilindiği gibi farz ve müstehap ameller Allah’ı tanımaya
bağlıdır. Allah’ı gereği gibi tanımayan bir kimsenin, “kurbet” (yakınlık) kastı
geçerli olamaz. Zahiri ibadeti eksiksiz olarak yerine getirse bile; marifet
olmaksızın faydasızdır. İmam Hüseyin’in (a.s), peygamberin evladı ve vasisi
olduğunu, dini ihya etmek için kıyam ederek bu yolda şehit düştüğünü ve Yezid’e
karşı kıyamının da onun dini hükümleri alenen ayak altına alarak, dinsizliği
yaygınlaştırmasından dolayı olduğunu bilmemiz gerekir. Böyle kutsal bir görevin
bilinci ile hak yolunda kendini ve aile efradını feda etmiş olan Seyyid-i Şüheda
İmam Hüseyin’e ağlanmaz da kime ağlanır?
Hz. Resulüllah’ın bir hadisinde şöyle buyurduğu nakledilmiştir:”Kim HÜSEYİN’i
onun hakkını bilerek Kerbelada ziyaret ederse,cennet ona vacip olur.”
Yine buyurmuşlar ki:
“Kim Hüseyin’e onun hakkını bilerek ağlarsa, cennet ona farz olur.
Demek oluyor ki İmam Hüseyin’in (a.s) Kerbela’daki kıyamı hak için, din için,
İslam için bir kıyamdı. Makam sevgisi ve makam hırsı için değil. Tereddüdü
olanlar İmam Hüseyin’in şehadetinden Ehl-i Beytinin esaretine kadar olan olaylar
üzerinde biraz düşünürlerse, hak ve hakikati görürler. Makam sevgisi için baş
kaldıran ve zamanın devletine karşı kıyam eden biri asla çoluk çocuklarıyla yola
çıkmaz. Küçük çocukları, hamile kadını, kundaktaki henüz ana sütü emen çocuğu
beraberinde götürmez. Aksine kendisini destekleyecek bir orduyla galip gelmek
için böyle bir yola koyulur. Zalim Yezid’in hilafeti döneminde şecere-i tayibe olan
“La ilahe illellah” Allah’ın adı ve dininin hakikati yok olmaya yüz tutmuştu.
Bahçesinin afetlerin saldırısına uğradığını gören her alim bahçıvan doğal olarak
hemen onu korumaya kalkacaktır. Aksi halde bahçesinin ürünleri tümüyle yok
olabilir. O zamanlarda tevhid ve risalet bahçesinin bahçıvanlığını, Hz. İmam
Hüseyin üstlenmişti. Yani ilahi nassın gereği bu görev kendisine verilmişti.
(Vasiyet ve hilafet) Beni Ümeyye’nin inad ve ilhadı, işi öyle bir noktaya
vardırmıştı ki neredeyse tevhid ağacını kurutacak, hatta “la ilahe illellah” ağacının
kökünü kazıyacaklardı. İmam Hüseyin (a.s) bu durumu görünce yalnız ve yalnız
risalet bahçesini ve şecere-i tayyibeyi güçlendirmek için Kerbela’ya doğru hareket
etti. Ama susuzluğun ağacın tüm köklerine kadar işlediğini, normal suların artık
yarar sağlayamayacağını, daha güçlü bir takviyeye ihtiyacı olduğunu biliyordu.
Şecere-i Tayyibeyi ve tevhid ağacını sulamak, onu güçlendirmek, ancak kan
vermekle mümkün olurdu. Kendisi de bu yüzden ağacını sulamak için en değerli
gençlerini, sevdiği ashabını ve küçük çocuklarını da alarak Kerbela’ya götürdü.
Çünkü kendisini ve onları orada şecere-i tayyibeye kurban edecekti. İmam Hüseyin
(s.a) Receb ayında Mekke’ye gitti. Çünkü bu ayda insanlar umre için Mekke’ye
gidiyorlardı. Mekke’ye bu gidişi Kerbela yolculuğundan altı ay kadar önceydi.
Ama kendisi o zamandan Kerbela yolculuğunu planlamaya başlamıştı. Arefe
gününe kadar orada yüz binlerce insana konuşma yapıp gerçekleri onlara
anlatıyordu. Hilafet iddiasında olan Yezidin, dinin temelini yok etmeye çalıştığını,
şarap içip kumar oynadığını, gününü köpek ve maymunlarla oynayarak geçirdiğini,
dinin hükümlerini ayaklar altına aldığını, ceddi Muhammed’in emeklerini heba
etmek istediğini, kendisinin ise ceddinin dinini korumak için kıyam ettiğini ve her
şeyi göze alarak bütün varlığını da feda etmeye hazır olduğunu halka bildiriyordu.
İmam Hüseyin (a.s) gerçeklerin hepsini herkese anlatamıyordu. Bu yüzden onun
bu hareketine mani olmak isteyenlere kısa cevaplar verip geçiyordu. Ama kardeşi
Muhammed bin Hanefiyye, amcası oğlu Abdullah bin Abbas gibi yakınlarına ve
sırdaşlarına şöyle buyuruyordu. “Zahirde galip olmayacağımı ben de biliyorum. Zafer ve
fetih için de gitmiyorum. Ben ölmeye gidiyorum. Mazlumiyetimin gücüyle zulüm ve fesadın
kökünü kazımak istiyorum. Ceddim Resulullah’ı (s.a.a) rüyamda gördüm. Bana şöyle
buyurdular: Irak’a git; şüphesiz Allah Teala seni öldürülmüş olarak görmek istiyor.”
Muhammed bin Hanefiyye ve İbn-i Abbas: “Öyleyse kadınlar ve çocukları neden
götürüyorsun?” dediklerinde İmam şöyle buyurdu: “Ceddim buyurdu ki Allah onları esir
olarak görmek istiyor. Hz. Resulullah’ın (s.a.a) emriyle onları esaret için götürüyorum.”
Yani benim şehadetimle Ehl-i Beytim’in esaretinde bir sır vardır. Onların esareti
benim şehadetimin tamamlayıcısıdır.
Mazlumiyetin bayraktarlığını yaparak Şam’a gidecekler. Yezid’in hilafetinin ve
sultasının kökünü kazıyacaklar; küfrü ve zulmün bayrağını yıkacaklar. Öyle de
oldu.
Hz. Zeyneb’in, Yezid’in eğlence meclisinde Benî Ümeyye’nin ileri gelenlerinin,
yabancı elçilerin ve bir çok Yahudi ve Hıristiyan misafirler önünde yaptığı
konuşmasıyla, ayrıca İmam Seyyid-ü s-Sacidin İmam Zeynelabidin’in de Mescid-i
Emevi’de Yezid’in karşısında minberde yaptığı hitabesiyle, Benî Ümeyye’nin
görkem ve azameti yok oldu ve halk gaflet uykusundan uyandı. İmam Seccad (a.s)
Şam’da yaptığı bu konuşmasında, Allah Teala’ya hamd ve sena ettikten sonra
şöyle buyurdular:
“Bize, (Âl-i Muhammed’e) Allah tarafından altı özellik verilmiştir. Diğer insanlara göre de
yedi faziletimiz vardır. Bize ilim, sabır, cömertlik, fesahat, yiğitlik ve müminlerin kalplerine
sevgimiz verilmiştir. Diğer insanlara göre olan faziletlerimiz ise şunlardır: Seçilmiş Peygamer
Hz. Muhammed (s.a.a) bizdendir, Sıddık Emirulmüminin Ali bin Ebi Talib bizdendir, Hz.
Cafer-i Tayyar bizdendir, Hz. Hamza bizdendir. Bu ümmetin iki sıbtı (iki evladı) Hasan ve
Hüseyin bizdendir ve ahir zaman Mehdi’si de bizdendir.”
Sonra kendisini tanıtmaya başlayarak şöyle buyurdular.
“Beni tanıyanlar tanıyor; tanımayanlara ise şimdi kendimi tanıtıyorum: Ben,
özel sıfat ve faziletlere sahip olan son Peygamber olan Muhammet
Mustafa’nın evladıyım. “Ben, insanlar laileha illa-llah diyene dek onların
burunlarına kılıç vuranın oğluyum. Ben, iki kılıçla Resulüllah‘ın önünde
savaşan, düşmanı iki mızrakla vuran, iki kere bi -at eden, kâfirlerle Bedir ve
Huneyn‘de savaşan ve bir göz kırpması süresince bile Allah’ı unutmayanın
oğluyum. Ben, müminlerin Salih’i, Peygamber’in varisi, Müslümanların
başbuğu, mücahitlerin nuru, abidlerin ziyneti olanın oğluyum. Ben, Cebrail’in
onayladığı, Mikâil’in yardım ettiği insanın oğluyum. Ben, Allah ve
Resulün’ün davetini ilk kabul eden, imanda herkesten öne geçen, zalimlerin
belini kıran, mazlumların hakkını alan, Arapların efendisi, Peygamberin iki
evladı Hasan ve Hüseyinin babası olan Ali bin ebi Talip’in oğluyum.”
İmam Zeynelabidin, sonra şöyle buyurdular:
Ben, Hatice-i Kübrâ’nın oğluyum. Ben, Fatmatüz- Zehra’nın oğluyum.
Ben, susuz dudaklarla şehit olanın oğluyum.
Ben, Kerbela’da ailesinin hürmeti gözetilmeyenin oğluyum. Ben, ailesi esir
edilip Şam’a getirilen Seyyidişşüheda Hüseyin’in oğluyum.”
Daha sonra İmam, dedesi Hz. Ali’nin faziletlerini anlattıktan sonra, babası İmam
Hüseyin’in Kerbela’da başına gelenleri de anlatmaya başladı. Anlatılanlar o kadar
acıklı ve anlamlıydı ki, halkın tümü ağlamaya başladı. Ortam öyle gerildi ki, Yezid
korkuya kapılarak camiyi terk etmek zorunda kaldı.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Bazı dar görüşlü insanlar Kerbela kıyamında Yezid’in zafere ulaştığını;
Hüseyin’in yenildiğini sanırlar. Ama daha sonra, gelişen olayları dikkatle
irdeleyecek olurlarsa sonucun tam aksine tecelli ettiğini anlayacaklardır. Çünkü
zaferin gerçek olanı, insanın sağ kalıp düşmanın öldürülmesi demek değildir.
İnsanın kendisi ölse bile amacının tahakkuk etmesi zaferlerin en büyüğü ve en
onurlusudur.
Hiçbir zalimin zulmü cezasız kalmayacağı gibi Allah ve Resulü için yapılan her
cihadın galibi hak olacaktır.


--------------------
SENİNLE AYNI FİKİRDE OLMAYABİLİRİM, AMA FİKİRLERİNİ ÖZGÜRCE SAVUNABİLMEN İÇİN GEREKİRSE CANIMI SEVE SEVE VEREBİLİRİM.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
 
Start new topic
Yanıtlar
mekzunsincari
mesaj May 8 2009, 02:08 PM
İleti #2





Grup: Misafir Üye

İleti: 180
Katılım: 7-May 08
Üye No: 147



yazanın ve bizimle paylaşanın eline yüreğine sağlık...
imam zeynel abidin (a.s) emevi camisinde okuduğu hutbe, Hz. Ali nin (a.s) okuduğu hutbeler gibi çok derin manalar içermektedir.
bu hutbenin orjinal arapçasını insan sesli dinlediğinde daha fazla hayran kalmakta.
tekrar eline sağlık...


--------------------
men lem yekün 3eleviyyen 7ine tensubuhu
femê lehu fiy kadim ed- dehri muftahiru
Ebu Nevves Hasan bin Hani


من لم يكن علويا حين تنسبه فما له في قديم الدهر مفتخر
أبو نواس الحسن بن هانئ
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Bu başlıktaki mesajlar


Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:

 



- Basit Görünüm Tarih : 9th September 2010 - 10:54 PM
DOST SİTELER

www.nihatcay.com
www.grupnidal.com
www.aleviforum.info
www.alevi-islam.com

Powered By IP.Board © 2008 IPS, Inc.
Licensed to: nusayriforum.com